Wednesday, April 4, 2007

Mini kot etek-siyaset ilişkisi üzerine üflemeler


Güzel bakmaya doyamadığındır derler. Fotoğraflara, resimlere, heykellere ve yüzlere bu minvalde bakarız. Bakmak istemiyorsak güzel değildir o. Ancak, hayatlarımız birer sanat eseri olmadığından (hayatım film olur filmm demiyorsanız), politikaya böyle bakamayız, çünkü güzel ve çirkin yok politikada. Şık duranı değil doğru olanı yaparız biz akıllı uslu insanlar. Yapmalıyız. Yapınız. Emir kipi, imdat kipi: Yapın. Estetik manyağı mısınız? Oy pusulasına resim yapın. Ama bişey yapın. Ben? Ya bişey yapıyorum ya susuyorum. Suskunluğun çeşitleri var, teslimiyet suskunluğu, bekleme suskunluğu (ki beklemenin de alt başlıkları var her biri birbirinden önemli), fake suskunluk (gizli kapaklı işler çevirmek), vs vs… Her bir çeşidini yaşadım bunun ama en çok teslimiyet hissiyle yaşadığım dönemime kızıyorum. Sadece bir histi, geçti, canım sağolsun. Konuşucam.

%52cilerin Boğaziçi Üniversitesi’nin kariyer günlerinde yaptığı eylem bence çok güzeldi, bakmaya doyamadım, oysa koç taşağı pek de estetik nesnesi olabilecek bir şey değil. Çok yaratıcı bir eylem bence, zaten bu hareketin genelinde yaratıcılık var. Çok kıskandım taşağı fırlatan arkadaşı. Şükür ki benim de bunun benzeri “şık” hareketler yapmışlığım var, yine yaparım, Roma’yı yakarım.

Oy kullanmak

Demokrasi halkın kendini yönetmesidir, ofsayt da topa rakip takımdan daha yakın olmaktır.
Laiklik din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.
Oy kullanmak her yurttaşın hakkıdır.
Hukuk “hak”ın, guguk “gak”ın çoğul halidir.

İlkokul çağlarımdaki zeka seviyemi yansıtıyor yukarıdaki paragraf. İnanılmaz zekiydim. Şimdi angutça konuya gireyim.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde elimiz kolumuz bağlı. “Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olduğu memlekette RTE olsa n’olur olmasa n’olur, zaten cumhurbaşkanı neskime yarar ne yapar allasen” diyin, diyin hadi. Rektörleri atar mesela. Kimi atarsa atasın? Atamasın abi, RTE atamasın kimseyi. Bişey yapamıyoruz ama konuşalım, kavramlar önemlidir, gündelik hayatın debdebesinin içinde cümlelerden kayan giden kavramlar: özgürlük, MUHAFAZAKARLIK, yurttaşlık, (AKP’nin aydınlara ve Kürtlere attığı olta olan)alt kimlik-üst kimlik, liberalizm… ve bu ülkede sadece ve sadece AKP kavramları stratejik olarak kullanıyor, gayet akıllıca bir popülizm kapsamında konuşuyor, konuşuyor, konuşuyor. Canlar, tatlı bezelyelerim, konuşuyor adamlar.

Oy hakkımızın olduğu genel seçimlere geçelim. Aslında genel seçimlerde de elimiz kolumuz bağlı. Ama… stratejik oy desem? Şöyle anlatmaya çalışsam:
Ne istemediğini bilmek ne istediğini bilmekten daha kolay çoğu zaman. Oy vermek herkesin kendine yakışanı giymesiyken aynı zamanda kendine yakışmayanı da giymemesidir. Başımızdaki belayı seçemeyiz, eyvallah, lakin binde birleri, binde iki yapabiliriz, yada ne biliyim... İşte öyle bir şey... Ahmet İnsel’lerin ortaya attığı “Türk solu bağımsız milletvekili adayları çıkarmalı” fikri akıllıca, çaresizce CHP’ye oy vermeye bir alternatif. Evet CHP’ye oy vermek? Yakışmıyo di mi ağzıma? Muhafazakarlık nasıl bir bela farkında mısınız peki?

Bir hafta önce, Cumartesi günü, Küçükpark’ta (Bornova – İZMİR- ) “Allahuekber”li, slogan vari bir takım sesler duyduk. Fırladım yerimden, korktum resmen, ama yine de sesin geldiği yere yöneldim. Takım elbiseli 30-40 kişilik bir grup Polat Alemdar yürüyordu bağıra çağıra. Lakayık bir halleri vardı, korkak bir halleri vardı, ne yaptığını bilmez bir halleri vardı... Ne var bunda değil mi? Sırıtıyordu kimileri. Kız kardeşleri mini etek giyerse nasıl tepki verir onlar? Kandil gecelerinde barları basanlar kimler? Neden iki yıldır Bornova barlarının çoğu kandillerde kapatılıyor?

Nereden hangi söylemle gelirse gelsin en fazla korktuğum şeyin adı muhafazakarlık. Yer Türkiye ise milliyetçilik ve dincilik birbirinden ayrılmaz iki muhafazakarlık kaynağı, her ne kadar bu ikisini birbirinin karşısına koyan söylemleri afiyetle yesek de. Amma velakin bir şekilde taraf olmak gerek. “Aslında taraf olamayız, bize dayatılan seçeneklerden birini seçmek taraf olmak değildir, ırt kırt” demeyin. Bu simülasyonun içinden çıkmanın yolu “bir şey yapmak”. Evet, “bişey yapmalı”. Kırmızı hap? Neo'nun para koyduğu, kitap şeklinde kamufle edilmiş kutunun üzerinde "Simulation and Simulacra" yazıyordu, Baudrillard huzur içinde yatsın.

Düşünmek için vaktimiz var. Konuşmak için de.

Mini kot eteğim ve çarpık bacaklarımla görüşmek ümidiyle, oy kullanmayacak olan estetik kaygılı arkadaşlarıma esenlikler diliyorum.

No comments: