

Cuma günü iş çıkışında bir arkadaşımın annesinin yaptığı börekleri yemeye gittik. Çok güldük, tam anlamıyla boktan muhabbetler yaptık, denize işeme ve alta işeme anılarımızı paylaştık:)
Pazar günü Eskişehir'deydim. Hep övüldüğüne şahit olduğum bu şehre yakından bakma fırsatını değerlendirebilirim umuduyla çıktığım bir iş gezisinde vardığım bu şehir çok çok çok hoşuma gitti. Porsuk kenarında hoş bir kafede kahvaltı yapmaktan ve otobüsle şehri gezmekten gayrı bir şey yapamadık şehri tanımaya dair ama olsun, şehir merkezleri şehre dair iyi bir referans sunar. Tuğla renkli binaları, nehrin üstündeki köprüleri, sokak lambaları, sokaklarıyla "ahhaa İzmir'den sonra ikinci bir yaşanası şehir daha" dedirtti bana Eskişehir. Sise rağmen iç açıcı bir havası vardı.
Deli gibi yemek yedim, zira yol arkadaşlarım 35 tane amerikan futbolcusuydu. Onlar da çok şekerlerdi. Dönüşte Kütahya'da yemek yedik ve işte Kütahya Eskişehir'in verdiği "güzel şehir" hissini her taraftaki çinili heykel ve süslemelerine rağmen vermediği gibi, korku filmi ortamı vardı sanki. Yarasalar uçuşuyodu ya:)
Çok yorgunum. Bir sürü iş var beni bekleyen.
Hayat mı tuhaf, benim hayatım mı tuhaf, yoksa ben mi tuhafım bilmiyorum, sorsam da cevaplarını öğrenmek de istemiyorum. Böyle işte sevgili günlük:)

No comments:
Post a Comment